CRiHZ2. Christy Brown, beyin felcinin bir kurbanı olarak dünyaya geldi. Buna rağmen, yardıma muhtaç bu küçük bebek, İrlanda edebiyatının devleri arasında yerini alacak bir yazarın muhteşem hayal gücünü ve duyarlı zekâsını barındırmaktaydı. Bu, Christy Brown’ın kendi hikâyesidir. Yazarın, sol ayak parmaklarıyla yazmayı, resim yapmayı ve daktilo kullanmayı öğrenmek için çocukluğunda gösterdiği mücadeleyi anlatmaktadır. Bu tarzda yazdığı diğer bir kitabı “Down All The Days” en çok satan kitaplar arasına girmiştir. Sol Ayağım; Christy Brown’ı Daniel Day-Lewis’in canlandırdığı, çok başarılı bir filme konu edinilmiştir. “Sürükleyici, eğlenceli ve ilham verici” – Irish Times- “Erdemli ve hiçbir şekilde yozlaştırılmamış bir cesaret öyküsü” – Sunday Times- “Modern zamanın edebi başyapıtlarından biri” – Irish Times- 1 “A” Harfi 5 Haziran 1932’de, Rotunda Hastanesi’nde doğdum. Benden önce dokuz, benden sonra ise on iki tane çocuk vardı, yani ben ortanca grubuna giriyordum. Toplam yirmi iki tane çocuğun on yedisi yaşadı ve dördü bebekken öldü, hayatta olan on üçü hâlâ ailenin devamını sağlıyorlar. Bana anlatıldığına göre, benimki zor bir doğum olmuş. Annem de ben de neredeyse oluyormuşuz. Bütün yakınlar hastanenin dışında sıralanmış, sabahın erken saatlerine kadar iyi haberler gelmesi için dua ederek beklemişler. Doğumun ardından annem, birkaç haftalığına kendisini toparlasın diye eve gönderilmiş ve ben o süre boyunca annemsiz hastanede tutulmuşum. Annem yeterince iyileşip beni vaftiz ettirmek için kiliseye götürünceye kadar, orada isimsiz olarak kalmışım. Benle ilgili bazı sorunlar olduğunu ilk fark eden annemmiş. O zaman dört aylık kadarmışım. Beni ne zaman beslemeye çalışsa, kafamın kendiliğinden arkaya doğru düştüğünü fark etmiş. Eliyle boynumun arkasına destek yaparak düzeltmeye çalışıyor; fakat kafam elini çektiği anda düşüyormuş. Bu ilk uyarı işaretiymiş. Yaşım ilerledikçe diğer kusurların da farkına varmış. Ellerimi neredeyse her zaman sıkılı ve arkaya doğru bükük olduğunu görmüş. Ağzım biberonun meme ucunu kavrayamıyormuş, çünkü çenem o yaşta bile sımsıkı birbirine kilitlendiğinden, ağzımı açmak imkânsızlaşıyormuş veya çenem aniden gevşeyip sarkarak, bütün ağzım bir tarafa çekiliyormuş, Altı aylıkken etrafımda bir yastık dağı olmaksızın oturamıyormuşum; on iki aylıkken durum aynıymış. Bundan dolayı çok endişelenen annem, endişelerini babama anlatmış ve hiç gecikmeksizin sağlık konusunda danışmak için karar almışlar. Beni hastanelere ve kliniklere götürmeye başladıklarında bir yaşının üzerindeymişim, benimle ilgili kesinlikle bir sorun adını koyamadıkları veya anlayamadıkları; ama oldukça gerçek ve rahatsız edici bir şeyler olduğu konusunda ikna olmuşlardı. Beni gören ve inceleyen doktorların neredeyse hepsi, beni çok ilginç ama ümitsiz bir vaka olarak değerlendirmişler. Birçoğu anneme kibarca benim zihinsel engelli okluğumu ve bu şekilde kalacağımı söylemişler. Önceden beş sağlıklı çocuk yetiştirmiş genç bir anne için bu ağır bir darbe olmuş. Doktorlar kendilerinden o kadar eminlermiş ki; annemin benimle ilgili duyduğu inanç onlara neredeyse bir münasebetsizlik gibi görünüyordu. Onu, benim için hiçbir şey yapılamayacağına inandırmışlardı. O, bu gerçeği reddetmişti, tedavi olamayacağım, kurtarılmayacağım, hatta umutsuz olduğum gerçeğini. Doktorların ona söylediği gibi bir embesil olduğuma inanmıyor ve inanamıyordu. Annemin, vücudum sakat olsa da zekâmda bir sorun olmadığına dair inancını destekleyecek bir kanıt parçası bile kalmamıştı bu dünyada. Bütün doktorların ve uzmanların söylediklerine rağmen, kabullenememişti. Nedenini bildiğine inanmıyorum. En ufak bir şüphe kırıntısı hissetmeksizin, sadece biliyordu. Doktorların benden ümidi kesmesini veya başka bir deyişle benim olduğumu unutmasını, hatta benim sadece beslenecek, yıkanacak ve tekrar bir kenara bırakılacak bir şey olduğumu söylemenin dışında hiçbir şekilde yardım etmediklerini gören annem, o noktada meselelerle kendi ilgilenmeye karar vermiş. Ben, onun çocuğu ve bu ailenin bir parçasıydım. Her ne kadar bedenen arızalı olsam ve anlama zorluğu çeksem de, bana diğerlerine davrandığı gibi davranmaya, misafirler varken asla söz edilmeyen arka odadaki “tuhaf şey” olarak kalmamama karar vermişti. Bu gelecek yaşamımla ilgili çok Önemli bir karadı. Annemin, yapacağım tüm savaşlarda her zaman yanımda olacağı, yenileceğimi hissettiği zamanlarda ise bana güç vereceği anlamına geliyordu. Ama bu onun için pek kolay değildi, çünkü akrabalarım ve arkadaşlarım aksine bir karar almıştı. Onlar, kibarca ve cana yakın davranılmamı ama ciddiye alınmamam gerektiğini ileri sürmüşlerdi. Bu bir hala olacaktı. “Kendi iyiliğin için,” dediler ona; “diğerlerine bakacağın gîbi bu çocuğa bakma, sonunda sadece senin kalbin kırılır.” Benim için ne büyük bir şans ki, annem ve babam onların çoğuna karşı koydular. Bunun yanında annem sadece benim geri zekâlı olmadığımı söylemekle yetinmiyordu, bunu kanıtlamak da istiyordu. Bu, duyduğu şiddetli sorumluluk duygusundan değil; sevgisinden kaynaklanıyordu. Bu kadar başarılı olması da bu yüzdendir. Bu durumdayken “zor olan”ın yanı sıra ilgilenmesi gereken beş çocuğu daha vardı ki ev henüz tam manasıyla dolu bile sayılmazdı. Erkek kardeşlerim Jim, Tony ve Paddy ile iki kız kardeşim; Lily vs Mona, hepsi çok küçüktü ve aralarında sadece birer ikişer yaş farkı vardı; öyle ki merdivenin basamaklarını andırıyorlardı. Dört yıl su gibi geçmiş, beş yasına basmış olmama rağmen, hâlâ yeni doğmuş bir bebek gibi yardıma muhtaçtım. Babam bizi geçindirmek için tuğla duvar örmeye gittiğinde annem, diğer çocuklarıyla benim aramda, zihnime kadar sarkarak kalın bir perde oluşturan duvarı; ağır ağır, büyük bir sabırla, tuğla tuğla sökmeye çalışıyordu. Bütün bu çabalarına rağmen karşılık olarak benden sadece belirsiz bir gülümseme ya da anlamsız bir ses alabildiği için, çok cesaret kırıcı bir işti bu. Konuşamıyor, hatta mırıldanamıyor, tek bir adım dahi atabilmek bir yana, destek olmaksızın kendi basıma oturamıyorum bile. Tembel veya hareketsiz değildim. Uyku haricinde beni hiç terk etmeyen vahşi, sert, yılan gibi kıvrak bir hareketle sarmalanmış bir durumdaydım. Parmaklarını bükülü, kollarım arkaya sarkık sürekli iki yana sallanarak sık sık kasılıyor, başım ise sağa sola veya geriye kayıp duruyordu. Yani ben tuhaf, yamuk, küçük biriydim. Annem bir gün bana, benimle üst katta saatlerce oturup, önceki Noel’de Noel Baba’dan aldığım uzun, büyük bir hikâye kitabındaki resimleri gösterip, içindeki değişik hayvanların ve çiçeklerin isimlerini söyleyerek onları tekrarlamam için nasıl başarısızca çabaladığını anlattı. Benimle uzun uzun konuşup gülüşerek saatlerini geçirmiş, sonra da bana doğru eğilip kulağıma yavaşça fısıldamış “Hoşlandın mı, Chris? Ayıları, maymunları ve tüm bu güzel çiçekleri sevdin mi? İyi bir çocuk gibi, evet diyorsan basını salla.” Oysa ben anladığıma dair ona küçücük bir işaret bile veremedim. Yüzü umutla bana doğru eğilmişti. Aniden tuhaf elim uzandı ve boynundan kalın bir demet halinde sarkan koyu buklelerden bir tutamını kontrolsüzce, istemsizce kavradı. Sıkılı parmaklarımı kibarca açmasına rağmen parmaklarımın arasında hâlâ birkaç koyu renk saç teli kalmıştı. Sonra meraklı bakışlarıma sırt çevirip ağlayarak odayı terk elti. Kapı arkasından kapandı. Tamamen umutsuz gibi görünüyordu. Akrabalarımın, benim bir geri zekâlı olduğum ve bunun asla tedavi edilemeyeceği konusundaki düşünceleri ispatlanıyor gibiydi. Şimdi bir kurumdan bahseder olmuşlardı. Bu, ona teklif edildiğinde; “Asla!” diye bağırmış annem sertçe; “Oğlumun bir geri zekâlı olmadığını biliyorum. Sorunlu olan vücudu, beyni değil. Bundan eminim.” Emin? Hâlâ Tanrı’ya, bu inancına bir kanıt vermesi için, içten içe dua ediyordu. Asıl olan şeyin inanmak olduğunu biliyordu ama bunu kanıtlamak başka bir şeydi. Beş yaşına gelmiştim ama hâlâ herhangi bir zekâ belirtisi göstermemişim. Özellikle sol ayağımdaki parmaklarım hariç hiçbir şeye belirgin ilgi göstermemişim. Doğal ihtiyaçlarımı kendi kendime karşılayamadiğim için bu hususta bana babam yardımcı oluyordu. Genellikle mutfakta sırt üstü yatardım. Güneşli, sıcak günlerde bahçede çarpık kas ve dolaşmış sinir yığını olarak, beni seven, benim için umut besleyen ve böylece beni kendi sıcaklıklarının ve insanlıklarının bir parçası haline getiren ailemle çevrilmiş buluyordum. Yalnızdım, kendi dünyama hapsolmuştum, diğerleriyle iletişim kuramıyordum, beni diğerlerinin hayat alanı ile eylemlerinin dışında tutan ve benimle onların varoluşu arasındaki bağlantıyı kesen cam bir duvar vardı. Diğerleriyle koşmak ve oynamak için can alıyordum; ama esaretimi kırıp kendimi kurtaramıyordum. Sonra aniden, oldu! Bir anda her şey değişmişti, gelecek yaşamım belli bir şekil almıştı, annemin bana olan inancı karşılığını almıştı ve onun gizli korkusu alenen bir başarıya dönüşmüştü. Onca yıllık bekleyişin ve belirsizliğin ardından o kadar hızlı olmuştu ki, yaşadığım her sahneyi sanki geçen hafta olmuş gibi hatırlıyorum. Gri ve soğuk bir Aralık gününün öğle den sonrasıydı. Dışarıda karlı sokaklar parıldıyordu; ışıl ışıl kar tanecikleri pencere camına yapışıp eriyordu ve ağaçların büyük dallarında erimiş gümüş gibi asılı duruyordu. Rüzgâr kasvetle inliyordu ve her yeni ani rüzgârda yükselip düşen küçük kar kümeciklerini oluşturuyordu. Her şey bir yana, boğuk ve karanlık gökyüzü koyu bir tente ve griliğin engin sonsuzluğu gibi gerilmişti. içeride, bütün aile, büyük gölgelerin duvarda ve tavanda dans etmesini sağlayan, sıcak bir aydınlık veren büyük mutfak ateşinin etrafında, küçük odaya toplanmıştı. Bir köşede, önlerinde birkaç yırtık okul kitabıyla Mona ve Peddy, birbirine sokulmuş oturuyorlardı. Yontulmuş, eski kara tahtanın üzerine bir parça açık sarı tebeşirle küçük toplama işlemleri yapıyorlardı. Bense onlara yakındım, duvara dayanmış birkaç yastığa yaslanıp izliyordum. Beni çok fazla cezbeden şey tebeşirdi. İnce, uzun ve parlak sarı bir çubuktu. Bundan Önce öyle bir şey görmemiştim. Kara tahtanın siyah yüzeyinde o kadar belirgin leşi yordu ki ondan altın bir çubukmuşçasına etkilenmiştim. Aniden kız kardeşimin yaptığı şeyi yapmak için çok büyük bir istek duymuştum. Sonra ne yaptığımı tam olarak düşünmeksizin ve bilmeksizin sol ayağımla kız kardeşimin eline uzanıp tebeşiri ondan aldım. Bunu yapmak için neden sol ayağımı kullandığımı bilmiyorum. Bu birçok insan için olduğu gibi benim için de şaşırtıcı, çünkü küçük yaşlarımda ayak parmaklarıma garip bir ilgi göstergem de bundan önce herhangi bir şekilde ayaklarımdan birini kullanmak için girişimde bulunmamıştım. Onlar benim için ellerim kadar kullanışsız olabilirlerdi. O gün her nasılsa sol ayağım, görünüşte kendi iradesiyle, kız kardeşimin eline uzanıp kaba bir biçimde ondan tebeşiri almıştı. Ayak parmaklarım arasında tebeşiri sıkıca tuttum ve bir dürtüyle hareket edip kara tahtanın üzerine seri bir karalama yaptım. Sonra durdum, biraz şaşkın ve hayretle ayak parmaklarım arasındaki sarı tebeşir parçasına daha sonra ne yapacağımı bilmeden, onun oraya nasıl geldiğini anlamaksızın, bakakaldım. Sonra kendime geldim ve herkesin konuşmayı kestiğini ve bana sessizce baktığını gördüm. Kimse kımıldamıyordu. Siyah bukleleri küçük tombul yüzünü çevreleyen Mona, kocaman gözleri ve açık ağzıyla bana bakıyordu. Yanan ateşin karsısında yüzü alevlerle aydınlanmış olarak babam oturuyordu, öne doğru eğilmiş elleri dizleri üzerinde açık ve omuzları gergindi. Alnımdan sızan teri hissetim. Annem kilerden elinde dumanı çıkan çaydanlıkla geldi. Masa ve ateşin ortasında odada oluşan gerilimi hissederek durdu. Bakışları takip etti ve beni gördü, köşedeydim. Gözleri yüzümden, ayak parmaklarım arasında sıkışmış tebeşirli ayağıma kadar süzüldü. Çaydanlığı bıraktı. Daha Önce birçok kez yaptığı gibi yanıma geldi ve çömelerek “Sana bununla ne yapılacağını göstereceğim Chris,” dedi, çok yavaşça. Garip ve ani bir şekilde yüzü sanki bir çeşit heyecanla kızarmıştı. Mona’dan başka bir parça tebeşir aldı, duraksadı, sonra gayet isteklice önümdeki yere “A” harfini çizdi. Yüzüme ısrarla bakarak “Aynısını yap,” dedi. “Aynısını yaz Chris.” Yapamadım. Etrafıma baktım, bana dönen gergin, heyecanlı, o anda donmuş, sabit, sabırsız, bir mucize gerçekleşmesini bekleyen yüzler gördüm. Sessizlik derindi. Oda gözlerimin Önünde dans eden alevler ve gölgelerle doluydu, gergin sinirlerimi bir çeşit uyur uyanıklıkla sakinleştirmişti. Kilerdeki musluktan damlayan suyun sesini, ocak rafındaki saatin tıkırtısını ve yanan kütüklerin çıtırtısını duyabiliyordum. Tekrar denedim. Ayağımı altım, ani ve sert bir denemeyle oldukça eğri bir çizgiden başka bir şey yapamadığım. Annem kara tahtayı benim için sabit tutuyordu. “Tekrar dene Chris,” diye fısıldadı kulağıma/’tekrar”. Yaptım. Vücudumu kastım ve sol ayağımı üçüncü kez attım. Harfin bir tarafını çizdim. Diğer tarafının yarısını da çizdim. Sonra tebeşir kırılmış ve şaşkına dönmüş bir halde kalakalmışım. Onu atmak ve vazgeçmek istedim. Derken annemin elini omzumda hissettim. Bir kez daha denedim. Ayağım öne gitti. Titredim, terledim ve bütün kaslarımı gerdim. Ellerim o kadar sıkı kenetlenmişti ki, tırnaklarım etime geçmişti. Dişlerimi o kadar sıkmıştım ki neredeyse alt dudağımı deliyordum. Odadaki her şey, etrafımdaki suratlar beyaza dönene kadar yüzüştü. Yine deyazmıştım “A” harfi önümde yerdeydi. Titrek, uyumsuz ve bozuk köşeleri ve hiç düzgün olmayan bir orta çizgisi vardı. Ama “A” harfiydi o. Kafamı kaldırdım. Biran için annemin yüzünü gördüm, yanaklarına gözyaşı düşmüştü. Sonra babam eğildi ve beni omzuna aldı. Başarmıştım! Zihnime, kendini ifade etme şansını veren şey başlamıştı. Doğruydu, dudaklarımla konuşamıyordum, ama şimdi söylenenlerden daha kalıcı bir şeylerle konuşacaktım, yazılı kelimelerle. Ayak parmaklarım arasında sıkışmış bir parça kırık sarı tebeşirle yere çizdiğim o tek harf yeni bir dünya için yolumdu, zihinsel özgürlüğümün anahtarı. Çarpık bir ağzın arkasında “ifade edebilmek” için can atan gergin ve telaşlı ben için bir rahatlama kaynağı olmuştu…. Error 522 Ray ID 739976497a3fb900 • 2022-08-12 131251 UTC AmsterdamCloudflare Working What happened? The initial connection between Cloudflare's network and the origin web server timed out. As a result, the web page can not be displayed. What can I do? If you're a visitor of this website Please try again in a few minutes. If you're the owner of this website Contact your hosting provider letting them know your web server is not completing requests. An Error 522 means that the request was able to connect to your web server, but that the request didn't finish. The most likely cause is that something on your server is hogging resources. Additional troubleshooting information here. Cloudflare Ray ID 739976497a3fb900 • Your IP • Performance & security by Cloudflare Konusu Felçli olarak doğan Christy Brown, çocukluğunda sol ayağının felçten etkilenmediğini fark ettiğinde hayatı tümüyle değişir. Christy, sol ayağını kendine verilmiş bir şans olarak görür ve azminin sayesinde hastalığının olumsuzluklarını yenmeye başlar. Ailesinin ve doktorunun da yardımıyla, içinde saklı kalan yazma ve çizim yeteneğini ortaya çıkaran Christy, sadece sol ayağını kullanarak yazdığı romanlar ve şiirler ile sonraki yıllarda İrlanda edebiyatının saygın isimleri arasına girecektir…Christy Brown’ın ölümünden dokuz yıl sonra çekilen film, yazarın hayatından kesitlerin anlatıldığı Sol Ayağım kitabının sinema uyarlamasıdır. Daniel Day-Lewis’in Christy Brown olarak sergilediği performansı en iyi erkek oyuncu Oscar’ına uzanmasını sağlamıştır. Sol Ayağım, azim ve umut hikayesi olarak bir insanın tüm zorluklara rağmen neler başarabileceğini anlatan,izleyiciye olağanüstü duygular yaşatan bir başyapıttır. Aşk Aşk, gözlerine bakınca; yeryüzündeki tüm sınırlar ortadan kalkıyor. Dünya tek vatan oluyor. Bu vatanda; ben kral oluyorum, sen kraliçe. Ozan Deniz Sarıtop Solcu Sözleri ve Sloganları Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir barıştır. Yaşar Kemal Akıl üstesinden gelir fakat sevgi fetheder. Ozan Deniz Sarıtop Eğer yüreğinizde sadece sevgiye dair bir bayrak açmışsanız, tüm dünya karşınızda saygıyla eğilecektir. Ozan Deniz Sarıtop Dünyanın iklimi değişmedikçe, hiçbir kanun aklın adalet değirmeninde öğütülecek kadar; temiz, vicdani ve ahlaki değildir. Ozan Deniz Sarıtop Bir eylemin bir gerçeği olabilirsiniz ama asla bir eylemi bir devrime dönüştürebilecek bilgiye sahip değilsiniz. Ozan Deniz Sarıtop Toprağa ekilen tohumlar içinde en çabuk mahsul veren fedailerin döktükleri kandır..... Honore de Balzac Ahlak çöktüğünde toplum da çöker. Ozan Deniz Sarıtop "Dağlar, İnsanlar ve hatta Ölüm bile yorulduysa, Şimdi en güzel Şiir; B A R I Ş 'tır." Yaşar Kemal "Biz,sürekli üzerimizde çok baskı olduğundan yakınırız. Baskı, evine beş peso getirip çocuklarını geçindiremeyen insanlarda olur." Maradona Büyük zaferler, masum insanları kılıçtan geçirip toprakları fethetmekle değil, düşünceleri fethetmekle elde edilir. Ozan Deniz Sarıtop "Ben size gol sözü vermiyorum. Ama ertesi gün bir "beyaz" gibi yaşamak isteyen "siyah" kadar koşacağım sahada." Samuel Eto'o "Benim için iyi insan olmak, iyi futbolcu olmaktan daha önemlidir." Lionel Messi "Özgürlük, daima farklı düşünenin özgürlüğüdür". Rosa Luxemburg "Ülkemdeki bütün çocuklar et yediğinde bende oturup rahatça yiyeceğim." Hugo Chavez "Bu yüzyılda ya biz kapitalizmi yok edeceğiz ya da kapitalizm tüm insanlığı ve gezegenimizi yok edecek. O yüzden ya sosyalizm ya ölüm diyorum ..." Hugo Chavez "Halk ünvanları değil, cesareti izler... Eğer karar verip onları özgürlüğe götürürsen seni izleyeceklerdir." Braveheart Değişmeyen kuralları, insanlarını kural dışına taşıyarak değiştirin. Ozan Deniz Sarıtop “Hukuk, iktidarın fahişesidir” M. Bakunin '' Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi !'' Tezer Özlü "Dünya'nın En Tehlikeli Hali, Cehaletin Örgütlü Eyleme Geçme Halidir" Goethe ''Bilmezden gelişim, aptala yatışım kaybetme korkumdan değil; karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır...'' Nazım Hikmet Ran "Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç." Victor Hugo ''Eğer bir din yetimi korumuyor, kimsesize sahip çıkmıyor, ezilenlerin sesi ve soluğu olmuyorsa yalandır ve afyondur.'' Ali Şeriati ''Yaşamak ümitli bir iştir, Seni sevmek gibi ciddi bir iştir..'' Nazım Hikmet ''Yoksula gülmedim, Zenginliğe özenmedim, Faşistleri sevmedim, Ezilenleri dövmedim, Ben devrimci doğdum, Devrimci ölürüm.!!!'' Che Guevara ''Kısa bir öyküdür hayat, Uğruna upuzun acılar çektiğimiz ...'' Yılmaz Odabaşı ''Kuş ölür, sen uçuşu hatırla'' Furuğ Feruhzat ''Mutluluk, herkes gibi yaşarken kimse gibi olmamaktır...!'' Simone de Beauvoir "Umut sonsuzdur! Ne zaman kendimi yalnız hissetsem, dünyanın bütün güçleri bağrımda toplanır!..." Fidel Castro "Her şeyin sonunda düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız." Martin Luther King "Milliyetçilik bayım, şerefsiz bir politikacının son sığınağıdır" Samuel Robbie Johnson "Milliyetçi olmak için, belirli bir derecede zihinsel engelli olmak lazım" Thomas Mann "İnsanların haksız yere çektikleri acılara şahitlik edenler, şahit oldukları acıların utançlarını da taşırlar." “Hiçbir şey bilmeyen cahildir, ama bilip de susan ahlâksızdır.” Bertolt Brecht "Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözümüz var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin. Bu toprakları alıp gitmek için değil. Bu toprakların gelip dibine gömülmek için..." Hrant Dink ''Babam hala o kaldırımda yatıyor, bi el verinde kalksın.'' Delal Dink ''Değişimler her zaman bunalım anlarında gerçekleşirler...'' Paulo Coelho ''Derinin rengi insanları farklı kılmaz. İyi iyidir, Kötü kötüdür.'' Comanche Kabile ''Her zaman doğruyu söyle; ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın.'' Mark Twain "Onurlu, namuslu olmanin tek yolu zulme karşı savaşmaktır." Ahmet Kaya ''Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun..'' Pir Seyit Riza ’Özgürlük, onu savunma cesaretini taşıyanların hakkıdır.’’ Pericles Yanlışı savunup kalabalıkları arkama katmaktansa, doğrumu savunup yalnız kalmayı tercih ederim. Gandhi ''En derin arzulardan çoğunlukla en ölümcül nefretler çıkar.'' Sokrates Eğer adaletsizlik karşısında tarafsız kalıyorsanız, zalimin tarafını seçmişsiniz demektir. Desmond Mpilo Tutu Köleler Özgür olmak isteyenlerden Nefret ederler. Ulrike Meindorf "Her gün kalbimin sızladığı bir memlekette yaşamaktan yorgunum" "Hapishaneler insan dolu kum gibi, dışarda bir buruk Özgürlük zakkum gibi" Metin Altıok "Mal kaybeden birşey kaybetmistir, Onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat Cesaretini kaybeden herşeyini kaybetmistir." Goethe ''İsyan, sesi duyulmayanların dilidir.'' Martin Lüther King En büyük Cihad, zalimin karşısına çıkıp 'sen Haksızsın' demektir. İmam Hüseyin Faşizm; paramparça edilip yere serilmeden, aramızdan hiç kimse dinlenme ve mola verme hakkına sahip değildir. Clara Zetkin ''Her karanlık kendisini sonlandıracak şafağın tohumlarını içinde taşır.'' Dante Alighieri "Hadi gidelim, öcünü almak için haksızlıkların, Asi yıldızlar parlasın alnımızda yenemezsek ölürüz ne çıkar." Ernesto Che Guevara Sorarlarsa ölüyoruz deyin. Bedenimiz bir battaniyeye sarılıp, eşekler üzerinde götürülüyor mezarımıza. Silahlar susmuyor, biz susuyoruz...! Tarık Tufan Bir yerde bir zulüm varsa ve tek tükürük hakkım olsaydı, zulmü yapana değil zulme sessiz kalanın yüzüne tükürürdüm. Orhan Doğan Ağzınızdan çıkanlara daima dikkat bir sözü unutmak,bir yüzü unutmaktan çok daha uzun zaman alır. Lois Aragon Ceza talep ediyorum. Bugün tok olanlara, sefa sürenlere, milyonların ekmeğini hangi acılarla kazandığını bilmeyenlere, hissetmeyenlere! Rosa Luxemburg Eğer kan ve ateşle aklını yitiren bu insanların yaşadığı felaketi anlatabilirsem, bu vatana karşı görevimi yapmış olacağım Zabel Yesayan Acısını hissetmediğimiz yaraları iyileştiremeyiz. Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz. Kropotkin Yasalar adalet duygusunu geliştirmemiştir, onu mahvetmiştir. Kropotkin Mülkiyet hırsızlıktır Pierre Joseph Proudhon Hukuk iktidarın fahişesidir' Mihail Bakunin Kutsal kitapları okuyanlar ateist olur, okumayanlar ise dindar.... Tesla Sesini değil, sözünü yükseltmeli insan. Çünkü gök gürültüleri değil, yağmurlardır yaprakları yaşatan. Shakespeare Yarınlar yorgun ve bezgin kimselere değil, rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir!'' Marcus Tullius Cicero 'Bir delinin akıllıya boyun eğdiği görülmemiştir. Ancak tarih, delilere baş eğmiş akıllılarla doludur. Cemil Sena İnsanın özgürlüğü, istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasıdır. J J Rousseau Devrimci sloganlar * Devrim Şehitleri Ölümsüzdür! * Aydın gençlik elele birlikte devrime! * Tek Yol Devrim! * İş, Ekmek, Özgürlük ! * Kahrolsun Faşist Diktatörlük ! * Kahrolsun faşizm! * Yolumuz İşçi Sınıfının Yoludur! * Haklıyız Kazanacağız! "Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz." Che Guevara Kişiliklerinde devrim yapamayanlar, devrimci olamazlar. Mahir Çayan Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik! Mahir Çayan Gücünüz yetiyorsa siz teslim alın! Yusuf Ekinci Zor olan başarılır, imkansız olan vakit alır… Lenin Yalan dört nala gider, gerçek adım adım yürür. Fakat gene de vaktinde yetişir… Norveç Atasözü Mazlumun dostu, zalimlerin düşmanı olunuz… Hz. Ali Mümkünün son sınırlarına, imkansızı elde etmek için çabalayanlar ulaşabilir imkanlar, zorlanmış imkansızlıkların sonucudur… Karl Liebknecht Gerçek devrimciyi yöneten büyük aşk duygularıdır… Ernesto Che Guevara “Yeni üretici güçler sağlamak için insanlar, kendi üretim biçimlerini değiştirirler; kendi üretim biçimlerini değiştirmek, yaşamlarını kazanma yollarını değiştirmek için de, bütün toplumsal ilişkilerini değiştirirler. El değirmeni size feodal beyli toplumu verir; buharlı değirmen ise, sınaî kapitalistli toplumu.” Karl Marks, Felsefenin Sefaleti Çok az olmamız felaket değil, milyonlar bizimle olacak... Lenin Zor olan başarılır, imkansız olan vakit alır... Lenin Hasta La Victoria Siempre! Daima zafere kadar! Che Guevara Yola Birlikte Çıktık Yol Bitmedikçe Ayrılık Olmaz ! Anonim ''Sen Yanmasan, Ben Yanmasam, Biz Yanmasak Nasıl Çıkar Karanlıklar Aydınlığa? '' Nazım Hikmet Kağıttan bir gemidir devrim; kim bilir kaç yunus görmüş, kaç "Deniz Gezmiş"!! Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz. Che Guevara Kişiliklerinde devrim yapamayanlar, devrimci olamazlar. Mahir Çayan Dizlerimin üstünde yaşamaktansa ayaklarımın üstünde ölmeyi tercih ederimChe Guevara Bir köylü kulübesinde yaşayan bir saraydakinden farklı düşünürKarl Marx Gerçekçi ol imkansızı iste Che Guevara Kendi vicdanını sorgulamayan bir toplum, çürümüşlüğün son halkasıdır. Ozan Deniz Sarıtop

sol ayağım kitabındaki güzel sözler